11 HDP'li tutuklandı

04 Kasım 2016 Cuma 21:29
Bu haber 471 kez okundu

Halkların Demokratik Partisi eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 9 milletvekili tutuklanarak cezaevine gönderildi.

11 HDP'li tutuklandı

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile Grup Başkanvekili İdris Baluken, milletvekilleri Nursel Aydoğan, Leyla Birlik, Gülser Yıldırım, Selma Irmak, Ferhat Encü ve Abdullah Zeydan 'terör' soruşturması dahilinde tutuklandı. İmam TaşçıerZiya Pir, Sırrı Süreyya Önder adli kontrol koşuluyla serbest bırakıldı. 

Eş genel başkanların da aralarında bulunduğu 11 milletvekili geceyarısı operasyonuyla gözaltına alınmıştı. Sabah saatlerinde de HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından, kaldığı otelde gözaltına alınmıştı. 

Demirtaş'tan gözaltındayken izah

Geceyarısı gözaltına alınan Demirtaş, avukatı Mehmet Emin Aktar görüştü. 

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi'nin haberine göre  Aktar, Demirtaş’ın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’de tutulduğunu söyledi ve ilk iletisinin “Sağlım yerinde. Moralim yerinde. Halkımızı selamlıyorum" olduğunu söyledi.

Kim nereye götürüldü?

HDP Eş Genel Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ ile Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ifadelerini vermek üzere Diyarbakır’a götürüldü.

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, Şırnak milletvekilleri Ferhat Encü ve Leyla Birlik için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Hakkari milletvekilleri Selma Irmak ve Abdullah Zeydan ile ilgili Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Bingöl’e götürüldü.

İfadeye gitmeyeceklerini izah etmişlerdi

Gözaltına alınan Demirtaş ve Yüksekdağ ile HDP'li milletvekilleriTBMM'de kabul edilen dokunulmazlıkların kaldırılmasına ait anayasa farklığının hemen peşinden haklarında açılan soruşturmalarda ifade vermeye gitmeyeceklerini izah etmişlerdi.

ANADOLU AJANSI: İfadeye gitmedikleri için!

Aa'nın gözaltılarla alakalı geçtiği habere göre, tahkikat, Diyarbakır, Hakkari, Van, Şırnak ve Bingöl Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülüyor. Ajansta yer alan haberde, "HDP'lilerin ifade vermeye gitmedikleri için gözaltına alındıkları" ifadesi bulundu.

İçişleri: 11 milletvekili gözaltında

İçişleri Bakanlığı, operasyona değin bir açıklama yayımladı. Açıklama şöyle:

"Yürütülen soruşturmalar kapsamında ifade vermeye gitmeyen HDP'li Milletvekillerinden Ferhat Encü, Leyla Birlik, Selma Irmak, Abdullah Zeydan, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Sırrı Süreyya Önder, Ziya Pir, Gülser Yıldırım ve Nursel Aydoğan gözaltına alındı."

İçişleri Bakanlığı'ndan, hakkında yakalama kararı bulunan HDP milletvekilleri Faysal Sarıyıldız, Tuğba Hezer Öztürk’ün ülke dışında olduğunun saptadığı, gözaltı kararları olan İmam Taşçıer ve Nihat Akdoğan konusunda süreç devam ettiği bildirildi.

Yüksekdağ'ın kapısı kırıldı

Yüksekdağ'ın Ankara'daki evine saat 01.00'de polislerce baskın tertip etti. Yüksekdağ'ın danışmanı Sıtkı Güngör, polislerin kapıyı kırarak içeri girdikten sonra Yüksekdağ'ı gözaltına aldığını söyledi.

HDP milletvekillerinin ortak savunması

Gözaltına alınan HDP milletvekilleri savcılık ve sulh ceza hâkimliğinde ortak bir savunma yaptı.

Savunmada şu ifadelere yer verildi:

"Partim Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde 6 milyondan fazla rey alarak ve yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekili ile meclise girmiştir. Demokratik politika yoluyla ve sandık istemiyle AKP’nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına anayasa yapmasını engellemiştir. Ülkede ‘tek adam’ rejimi yapmak isteyen ve bunun için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen Recep Tayyip Erdoğan, seçim neticelerine saygı duymamış ve ortak yönetim hükümetleri kurulmasına mani olarak ülkeyi erken seçime götürmüştür. Bu esnada 3 seneye yakın bir müddet devam eden çözüm sürecini de kendi işine gelmediği ve reylerini artırmaya yaramadığı için sonlandırmış ve bütün ülkeyi sanki ateşe atarcasına bir çatışma ortamına sürüklemiştir.

Yaşanan çatışma ortamında yurttaşlarımız haklı olarak güvenlik kaygısı ve telaşı içerisine girmişler, bu korku ve şok ortamında yapılan ve eşit/adaletli olmaktan uzak seçimlerde AKP yine tek başına iktidar olmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçim neticelerini gördükten sonra büyük bir panik ve telaşla meclisi ve hükümeti görmezden gelerek, yargıyı ehemmiyetli ölçüde denetim altına alarak, medyayı tümüyle kendisine bağlayarak ülkede bir darbe gerçekleştirmiştir. Anayasa’yı tanımadığını, fiili olarak rejimi değiştirdiğini hem de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını dahi tanımadığını açıkça dile getirecek kadar fütursuzlaşmış ve devlete el koyduğunu açıkça duyuru etmiştir.

İle ilgili Başbakanlığı döneminde işlendiği öne sürülen rüşvet, hırsızlık, kara para aklama, İran’a uygulanan beynelmilel ambargonun kırılmasına yönelik altın ticaretine bağlı gelişen illegal faaliyetler; Suriye’de terörist gruplara illegal silah gönderilmesi dâhil bir hayli ciddi suçlama vardır. Bu soruşturmaları da yargı üzerinde kurduğu baskı ve kontrol sayesinde şu an için örtbas etmeyi muvaffak olmaktadır.

Şu an için örtbas ettiği bu soruşturmalardan kalıcı olarak kurtulmanın biricik yolunun bütün yetkileri kendisinde toplamak olduğunun farkındadır. Bu uğurda yapamayacağı hiç bir çılgınlığın olmadığı da artık aşikârdır. Ülkeyi kan gölüne çevirip her gün ülkenin dört bir köşesine gönderdiği cenazelerle milliyetçi ve şoven duyguları, ırkçı nefret söylemini kabartmayı muvaffak olmuş, ‘ülke ayrılma tehdidi altındadır’ yalanıyla çevrenine biriktirdiği halk yığınları ile kendi şahsi amaçlarına hizmet edecek şekilde adım adım hedefine doğru ilerlemektedir.

Bu emeline, başka bir deyişle başkanlık isimi altında dikta rejimine erişebilmesi için önündeki tek engel Halkların Demokratik Partisi’dir. Partimizin 1 Kasım seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile meclise girmesi, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme çoğunluğuna erişmesini bir defa daha engellemiştir. Bu yüzden; olası bir erken veya ara seçim ile beraber kendisine sadık milletvekillerinden oluşan 367 çoğunluğunu sağlamış bir AKP grubunun oluşması için çabalamaktadır.

Partimiz HDP, Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapısına uygun bir siyaseti benimseyerek bünyesinde bütün değişik kimlik ve inançların temsilcilerini barındırmaktadır. Bizler demokrasiye ve birlikte hayata inanan Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler, Mıhellemiler ve daha birçok etnik grup olarak bir arada eşit ve adil bir hayatın olası olabileceğine inanıyor ve bunun ancak çoğulcu bir demokrasi, kuvvetli mahalli demokrasi ve otonomluklar ile sağlanabileceği düşüncesindeyiz.

Partimiz HDP, kadınların özgürlük ve kurtuluş mücadelesini sahiplenmektedir. Kadınların siyasete eşit katılımını garanti altına alarak, Türkiye’nin şimdiye kadar parlamenter siyasetteki en yüksek kadın temsil oranına kavuşmasını sağlayan partimizdeki kadın vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Türkiye’deki kadınlara yönelik bir tehdit, kadınların mücadelesine de bir darbedir.

Her türlü şiddete tümüyle karşıyız ve bütün meselelerin çözümünde diyalog ve görüşmenin gücüne inanmaktayız. Bu istikametiyle HDP, tek adam, tek dil, tek mezhep faşizmini egemen kılmaya çalışan Erdoğan için bu arada ideolojik açıdan da “tehdit” olarak idrak etmektedir.

Bu gerekçelerle partimiz HDP, politik hayatına başladığı günden beri Erdoğan’ın hedefi haline gelmiştir. Partimizle her türlü hile ve adaletsizliğe, saldırı ve bombalamalara karşın seçimlerde baş edemeyince şimdi de dokunulmazlıklarımızın Anayasa’ya ve Meclis İçtüzüğü’ne ters bir şekilde kaldırılmasını sağlayıp bağımsızlığı ve tarafsızlığı açıkça tartışmalı hale gelmiş olan bir kişi olarak yargı önünde bizleri sözde yargılamaya tabi tutmak istemektedir.

Bizlerin dokunulmazlığını kaldıran AKP Hükümeti zaman kaybetmeden silahlı güce dokunulmazlık zırhı giydirmiş, askerlerin bilhassa son bir senede Kürt şehirlerinde işledikleri suçları yargıdan kaçırmanın peşine düşmüştür. Dokunulmazlık zırhına 14 Temmuz 2016’da kavuşan  Silahlı güç 15 Temmuz 2016’da Darbe Teşebbüsünde bulunmuştur. Meclis’i bombalayacak kadar gözü dönmüş darbecilerin elini güçlendirenler yeniden 7 Haziran’dan bu yana çatışma siyasetini dayatan, demokratik siyaseti dışlayarak savaş siyasetlerini devreye koyan AKP Hükümeti olmuştur.  Başarısız darbe teşebbüsünden sonra demokratik ilkeler ışığında bir uzlaşma ile büyük bir toplumsal sulhu sağlamak mümkünken, Erdoğan ve AKP Hükümeti olağandışı hal rejimine geçme kararı almış ve tüm ülke Kabine’nun çıkardığı KHK’larla yönetilmeye başlanmıştır. Bir darbe teşebbüsünden demokrasi devşirilmesi gerekirken, yeni bir darbe sürecine geçiş yapılmıştır. Seçilmiş belediyelere kayyum atanması, binlerce öğretmenin açığa alınması, KHK’larla yeni bir darbe rejimi örüldüğünün en somut göstergeleridir. 7 Haziran seçimlerinden önce devreye konulan savaş siyasetleriyle darbe tabanı yaratan Erdoğan ve AKP, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne varan sürecin tabanını oluşturmuştur. 15 Temmuz sonrasında uygulanan siyasetler ve devreye konulduğu anlaşılan anti-demokratik konsept ise iç savaş tabanını gittikçe güçlendirmektedir. Bu karmaşadan çıkışın tek yolu demokratik politikanın güçlendirilmesi ve sivil-askeri vesayet rejimlerine bitirmek olmasına karşın bugün bu yolun seçenek edilmediğini, bizleri on yıllarca geriye götürecek uygulamalarla acı şekilde görmekteyiz.

Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın, Meclis’in dokunulmazlığa sahip bir azası, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkımın istemine saygısızlık yapılmasına müsaade etmem .

Ben, adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten hiçbir zaman çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiç bir hesabım da yoktur. Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altındayken, düğmesiz olan cübbelerini iliklemeye çalışan böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim. Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiç bir tereddüttüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir politik geçmişe sahip olan Erdoğan buyurdu diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum.

Soracağınız hiç bir suale cevaplamayacağım, yapacağınız hiç bir yargılama faaliyetinin adaletli olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem dahi hukuk dışıdır. Politikacıların politika arenasındaki muhatapları politikacılardır, yargı üyeleri değildir. Bu manada sizler üniversal ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imza atmış olduğu, bu arada bir anayasa kararı de olan beynelmilel anlaşmalara bağlı olması şart olan yargı üyeleri olarak siyasi oyunların ve tezgâhların parçası olmayı reddetmelisiniz.

Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim yapılıp, sulh ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.  Toplumsal polarizasyon ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte hayatı, şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi/ırkçı siyasetlere karşı inanç ve yürek özgürlüğünü, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini, kadınların toplumsal/sosyal/siyasal/ekonomik hayata eşit katılımını, kapitalist tahribata karşı etraf ve ekolojinin savunmasını, anaparanın kar hırsına karşı emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, savunmaya devam edeceğiz. Mecliste da olsak, cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi müdafaa etmekten ve bunlar uğruna mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız.

Başkanlık isimi altında ülkemize ve halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımızdan kuşkumuz yoktur. Er veyahut geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir.

Sizden hiç bir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim sebebiyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir. "



Haber Kolaj
Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x